GÜNDEM
Giriş Tarihi : 27-10-2021 12:17   Güncelleme : 27-10-2021 12:17

Yoğun, ağır bir iş yükü sonrasında Doktor Rümeysa Berin Şen hayatını kaybetti.

Yoğun, ağır bir iş yükü sonrasında Doktor Rümeysa Berin Şen hayatını kaybetti.

 

ÖFG TV’de bugün iki önemli konu ve konuğumuz var. İlki Cumartesi günü 24 Ekim günü vahim bir vaka, bir trafik kazası gerçekleşti. Hastanedeki nöbetinden, Şehir Hastanesi’ndeki nöbetinden çıkan Dr. Rümeysa Berin Şen maalesef bir trafik kazası geçirdi, korkunç bir trafık kazasıydı. Arabasıyla bir kamyonun altına girdi. Ya uykuda kaldı ya başka bir neden ama gerçekten garip bir trafik kazasıydı. Şöför anlaşılan çok yorgundu uyumuştu, ne olduğunu anlayamadık ama daha sonrasında olayın ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Dr. Rümeysa Berin Şen Ankara Şehir Hastanesi’nde Kadın Doğum bölümünde asistandı. 27 saat süren nöbetinden çıkmıştı, bu ay boyunca 7 nöbet tutmuştu, çoğu 36 saatlik nöbetlerdi. Nöbetleri oldukça ağırdı ve ay sonuna kadar bu nöbetler sanırım en az 10’a tamamlanacaktı. 36, 27 saat süren nöbetler sonrası oldukça yoğun, tamamen uykusuz bir gece sonrasında oldukça yoğun, ağır bir iş yükü sonrasında Rümeysa Berin Şen hayatını kaybetti. Bununla ilgili Van- Hakkari Tabip Odası Başkanı Hüseyin Yaviç başkanımızla görüşeceğiz az sonra. Kendisi dün bu konuda bir açıklama yapmak isterken gözaltına alındı. Bu da çok vahim bir vakaydı, bunun ayrıntılarını konuşacağız.

Çocuklara oyuncak götürmeye çalışırken korkunç bir patlama sonrası bir intihar bombacısının saldırısı sonrası hayatını kaybeden 33 kişinin mahkemesi bitti ama adalet bitmedi.

İkinci bölümdeki konuğumuz ise Suruç’taki 33 tane katledilen umuda yolculuk yapan, umuda yolculuk yapan kardeşlerimizdi. Çocuklara oyuncak götürmeye çalışırken korkunç bir patlama sonrası bir intihar bombacısının saldırısı sonrası hayatını kaybeden 33 kişinin mahkemesi bitti ama adalet bitmedi, bu konuda mağdurların yakınları katledilenlerin yakınları çok öfkeli, kırgın ve adaleti olan çok önemli bir talepleri var. Yargının adil olmayan kararına karşı tepkileri var onları dinleyeceğiz.

İlk önce Van-Hakkari Tabip Odası Başkanı Dr. Hüseyin Yaviç başkanımızı alalım.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Başkanım hoşgeldiniz.

Hüseyin Yaviç: Hoşbulduk Sn. Gergerlioğlu.

Dr. Rümeysa Berin sabaha kadar işleri yetiştirmek için stresten uyuyamadığını söyledikten sonra eve dönüş yolunda korkunç bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın Başkanım Cumartesi günü olan kaza hem tıp camiasında hem tüm ülke kamuoyunda büyük bir üzüntüyle karşılandı. İnsan hayatını kurtarmaya çalışan bir hekim maalesef korkunç bir kazanın kurbanı oldu. Bunun nedenleri vardı. Bu sadece sıradan bir trafik kazası değildi. Biz doktorların, hekimlerin sorunları ile ilgili çok programlar yaptık; Türk Tabipler Birliği Genel Sekreteri, hem Ankara Tabip Odası Başkanımızla defalarca programlar yaptık, hem pandemi döneminde hem öncesinde sağlık çalışanlarının problemlerini gündem ettik ve maalesef bu sıkıntılar devam etti ve Cumartesi günkü kazada bir nöbet sonrasında hayatını kaybeden Dr. Rümeysa Berin Şen’in hayatını kaybetmesi ile bitti. Ben öncesinde nöbet arkadaşlarının neler dediğini okuyayım kısaca kamuoyuna. Ülkü Gürbüz isimli bir hesap diyor ki Rümeysa Berin’in nöbet saatleri ile ilgili birtakım tartışmalar var ve 2 Ekim’den 22 Ekim’e kadar tuttuğu 36 saatlik, 27 saatlik nöbetleri yazmış klinikteki doktor arkadaşı. “Bunlar Rümeysa Berin’in sadece nöbetleriydi, hafta içi her gün saat 07.00’da mesaiye geldi, nöbet sonrası izni olmadı, tuttuğu nöbetlerde hiç uyumadı. 23’ünde de devredip çıktığı nöbetten sonra ayağı gazda uyuya kaldı ve arkadan bir kamyona hızla çarptı. Bizim arkadaşımız yaşamıyor şu an. Açıklamalardan ve bu paylaşımımdan sonra hissettiğim tek şey korku ya da endişe değil sadece ve sadece utanç.” Devamında çok önemli şeyler söylüyor çünkü mesai arkadaşı olduğu için onun ne dediği çok önemli. Bakın son anları nasılmış Rümeysa Berin Şen’in. “Bugün sabah nöbeti devraldığım eş kıdemim, arkadaşım Dr. Rümeysa Berin sabaha kadar işleri yetiştirmek için stresten uyuyamadığını söyledikten sonra eve dönüş yolunda korkunç bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Geriye yoğunluktan dönemediğim bir eksik işim kalmışsa beni ara mesajı kaldı.

Bir vahim trafik kazasına yönelik açıklamanız bile engellendi, yaka paça gözaltına alındınız.

Biz çocukluk hayallerimiz olan bu meslek için çocukluğunu yaşamadan büyümüş, devamlı çalışmış, maddi manevi fedakarlıklarla bugünlere gelmiş sadece 25-30 aralığında omuzlarına yüzlerce hastanın sorumluluğu yüklenen, hastaların ellerine verilen her türlü şikayet hakkı karşısında savunmasız bırakılan, üzerinden hizmet reklamı yapılan, maaşların çoğu zaman eksik, tam aldığında da aylar sonra alan, öldüğünde birkaç taziye mesajı sonrası unutulan, yıllık izinsiz çalıştırılan, 36 saat 0 uyku mesailerinde maksimum performans beklenen ama her şeye rağmen doktor olmayı seven, çalışan, emek veren, uyumayan, alın teri döken bu ülkede liyakatla bu konuma gelmiş, hakkıyla para kazanan hekimleriz.” diyor. Gerçekten büyük bir acı ile, üzüntü ile, öfke ile bunları söylüyor. Biz de bir doktor olarak nöbetler tuttuk ve aynı yorgunlukları, uykusuzlukları yaşadık, Dr. Rümeysa Berin Şen’in ne yaşadığını bir Göğüs uzmanı doktoru olarak yaşadıklarını çok iyi biliyoruz. Biz de aynısını yaşadık. Nöbetlere girerken ayaklarımıza karasular inip o nöbetlere girer ve o nöbeti o şekilde tamamlamaya çalışırdık, oldukça yoğun mesaili ortamlarda çalıştık ve maalesefte hekimlerimiz için bu tür çalışma ortamları giderek artıyor. Ben sözü Sayın Başkanımıza bırakmak istiyorum hem doktor hanımla ilgili bilgiler verecek hem de sağlık çalışanları hakkında bilgiler verecek. Dün bu konuda bir açıklama yapmaya çalıştınız sayın başkanım bu kadar kamuoyunun tepki gösterdiği, ağladığı, göz yaşı döktüğü çok üzüldüğü bir vahim trafik kazasına yönelik açıklamanız bile engellendi, yaka paça gözaltına alındınız. Utanç verici bir muameleydi bu gerçekten, bir tabip odası başkanına yapılıyordu. Türkiye İnsan Hakları Vakfı Temsilcisine yapılıyordu. Ne oldu başkanım? Siz Dr. Rümeysa Berin Şen’in vefatı sonrası neler söylemek istiyordunuz? Buyurun söz sizde.

1 saatten fazla Van Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı birimlerin engeline, ablukasına maruz kaldık.

Hüseyin Yaviç: Sayın Gergerlioğlu ben öncelikle başta Rümeysa Berin Şen’in ailesi olmak üzere tüm sağlık camiamızın başı sağ olsun. Gerçekten çok üzücü bir olay yaşadık, genç yaşta mesleğinin baharında daha 2 aylık bir kadın doğum asistanı Rümeysa Berin Şen; ne yazık ki sağlık sisteminin yarattığı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirdi, çok acı verici bir kaza sonucu ki biz bunu kaza değil cinayet olarak nitelendiriyoruz. Bu yaşanan acı olaydan sonra biliyorsunuz Türk Tabipler Birliği Türkiye geneli 25 Ekim’de bir sağlık kurulları önünde basın açıklaması ve anma programı planladı. Yerellerde de bu yönde etkinliklerin yapılması amaçlandı, ancak bizim özellikle biliyorsunuz Van’da yaklaşık 1700 gündür uygulanmakta olan eylem etkinlik yasağı var. Özellikle 2016 Kasım’dan beri uygulanan bir yasak olduğunu belirteyim. Biz de Van-Hakkari Tabip Odası olarak genç yaşta yaşamını yitirmiş meslektaşımızı anmak ve bu meseleyle çalışma koşulları ile ilgili ciddi sorunlar yaşayan asistan hekimlerin sorunlarına da dikkat çekmek istedik ve bunun için de 100. Yıl üniversitesi Dursun Odabaşı Tıp Merkezi önünde bir basın açıklaması tertip ettik ve bununla ilgili de Twitter sayfamızdan ve sosyal medya hesaplarımızdan bunu kamuoyuna duyurduk. Dün Türkiye İnsan Hakları Vakfı Van Temsilcisi Sevim Çiçek ile birlikte Dursun Odabaşı Tıp Merkezi’nin önüne gittik, bizi orada gerçekten moralleri bozuk, ciddi anlamda moral yönü ile çökmüş bir asistan kitlesiyle üzüntülü olan ve bu acı verici olayın üzüntüsünü yaşayan asistan hekimler, meslektaşlarımız vardı. Yine aynı şekilde tıp fakültesi öğrencileri vardı, öncesinden bizi arayarak etkinlik olursa katılmak istediklerini, üzücü olayın son bulması adına yapılacak olan her türlü çalışmaya katkı sunmak istediklerini ifade ettiler ancak biz ne yazık ki Van’da dün gerçekten demokrasinin en temel insani değerlerin nasıl ayaklar altına alındığına tanıklık ettik. Bizim orada yapmak istediğimiz 5 dakikalık bir basın açıklaması ve sonrasında da meslektaşımız için bir anma gerçekleştirecektik, yaklaşık 1 saatten fazla Van Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı birimlerin engeline, ablukasına maruz kaldık. Orada ne yazık ki genç meslektaşlarımız, asistanlarımız, öğle arasında dinlenme saatlerinde bu programa katılarak destek sunmak isteyen meslektaşlarımız orada bulunmaktaydı ancak gözaltına alınmakla tehdit edildiler, darp edilmekle tehdit edildiler ve bu süreci biz yaklaşık 1-1.5 saat boyunca yaşadık. Özellikle görüntülerde de mevcuttur. Ciddi anlamda bu Covid sürecinde, pandemi kurallarını hiçe sayan bir yaklaşımla yaklaşık 1-1,5 saatlik görüşmeler sürecinde kesinlikle bize Van Valiliği tarafından 15 güne bir tekrarlanan ve yaklaşık 1700 gündür uygulanan yasaklar gerekçe gösterilerek izin verilmeyeceği ifade edildi.

Hukuken bir kısıtlama olmamasına rağmen gelen avukat arkadaşlar Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde çok irrite edici, kaba bir üslup ve yaklaşımla engellendiler

Bunun üzerine biz asistan arkadaşlarımızı hem bir noktada onları korumak adına biz kendilerine görev başına geçmelerini ilettik ve ben ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı Van Temsilcisi Sevim Çiçek ile birlikte basın açıklamasını yapmak istedik. Basın metnini okumaya başladığım esnada hem ben hem de yanımdaki arkadaşım fiziki anlamda ablukaya alındık, ciddi anlamda orada itiş kakış yaşandı ve yapmak istediğimiz basın açıklaması, insani bir basın açıklaması engellendi ve nihayetinde yaka paça gözaltına alındık. Gözaltına alındıktan sonra Van Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldük, orada iki defa hem gözaltına alınış sırasında hem de serbest bırakıldığımız süreçte Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi’ne adli rapor için götürüldük. Biz aynı keyfi uygulamayı Van Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde de yaşadık. Bizim gözaltına alındığımızı duyan hukukçu arkadaşlar, kurumlardan temsilciler, avukatlar bizimle iletişime geçmek, bizimle ifade alma süreçlerinde yanımızda yer almak için Van Emniyet Müdürlüğü’ne geldiler. Hukuken bir kısıtlama olmamasına rağmen çünkü biz 2911 Sayılı Kanun gereği gözaltına alınmıştık ve bu kanunda da bizim o an herhangi bir avukat görüşmesi ile ilgili herhangi bir kısıtlama yok, kanunda böyle bir mevzuatta yok ama buna rağmen gelen avukat arkadaşlar Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde çok irite edici, kaba bir uslüp ve yaklaşımla engellendiler bunu da ifade etmek istiyorum. Benim darp raporumda hem giriş hem de çıkış darp raporumda sırt bölgesinde yaklaşık 5 cm’lik çapta bir darp, cebir izi mevcut. Bununla ilgili ifade esnasında bunu da belirterek bundan sonraki süreçte hem kurumsal hem de bireysel anlamda hukuki süreçte şikayetçi olacağımı beyan ettim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok geçmiş olsun. Dr. Rümeysa Berin Şen’in kaza anı, öncesi ile ilgili bizim elde ettiğimiz bilgiler, bulgular bunlar. Sizlerin tespitleri var mı? Yorumları nelerdir? Neler yaşamış bu konuda da ilginize başvuralım.

Ayda 300 saatin üzerinde çalışmanın bundan sonraki süreçlerde de benzer kazalara, benzer sorunlara yol açacağı, unutulmaması gerekiyor.

Hüseyin Yaviç: Biz olayla ilgili Ankara Tabip Odamızla da irtibata geçtik, Ankara Tabip Odası Başkanımızla bu konuyu konuştuk. Dr. Rümeysa Berin’in Cuma günü başlayacağı nöbetin Cumartesi sabahı bittiğini ancak 2 aylık süreç içerisinde yaklaşık 36 saate varan yeri geldiği zaman daha uzun süren nöbetlerle mesleklerini ifa ettikleri ve bu uzun süre çalışma koşulları sonrasında herhangi bir istirahat etme imkanlarının olmadığını ifade ettiler. Bu yeni bir durum değil. Asistan hekimlerin çalışma koşulları ile ilgili Türk Tabipler Birliği’nin uzun süredir dikkat çekmek istediği bir hususta insani olmayan koşullarda çalıştırılmaları, özellikle nöbet sonrası mesaiye devam ettirilmeleri, dolayısıyla ayda yaklaşık 300 saatin üzerine varan yoğunlukta bir çalışma koşullarının olması, bu gerçekten çok ciddi, kronik bir sorun. Özellikle asistan hekimlerin yine nöbet sonrası izin kullanmaları dahilinde nöbet izinleri kullandığı zaman ücretlerinin kesildiği dolayısıyla birçok asistanın geçimlerini sağlayabilmek adına devam etmek zorunda kaldıklarına, nöbet sonrası çalışma koşullarına. Tabi bu mevcut bu tabloda aslında insan yapısının dayanması mümkün değil ki bu yaşanan kazanın 15 gün öncesinde de aynı serviste, aynı klinikte başka bir meslektaşının da kaza geçirdiği ve bu kaza sonucunda ciddi bir yaralanma yaşadığı da bizimle paylaşıldı. Halkımızın 36 saat boyunca kesintisiz çalışan bir hekimin siz de bir hekim olarak cerrahi branşlarda nöbet tutmanın ne kadar yorucu, iş yükünün ne kadar ağır olduğunu biliyorsunuz. Özellikle bu tempoda çalışan hekimin nitelikli bir sağlık hizmetinin mümkün olmadığı, gelen hastasına nitelikli bir sağlık hizmetinin zor olduğunu bilmesi gerekiyor. Bir insanın vücudunun dayanabileceği bir iş yükünün olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu koşullarda ayda 300 saatin üzerinde çalışmanın bundan sonraki süreçlerde de benzer kazalara, benzer sorunlara yol açacağı, unutulmaması gerekiyor.

Geçen sene 1000 doktorun yurt dışına gittiğini, bu sene 1500 civarında doktorun yurt dışına gideceği anlaşıldı

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Görünen asistan arkadaşlarımızın çok yoğun çalıştığı, tabi burada maalesef doktorların sağlık çalışanlarının bu ülkeden umudunu kesmesi de var değil mi sayın başkanım. Geçen sene 1000 doktorun yurt dışına gittiğini, bu sene 1500 civarında doktorun yurt dışına gideceğinin anlaşıldığını belirtmişti bize Türk Tabipler Birliği Genel Sekreteri Vedat Bulut hocamız ve 8 bine yakın hekimin istifa ettiği yönünde bilgiler vermişti. Anlaşılan hekim sayısı azalıyor ve kalan hekimler için de oldukça yoğun ve yorucu bir çalışma ortamı oluyor çünkü bazı TUS imtihanlarında bazı branşların boş kaldığını, cerrahi branşların boş kaldığını duymaya başladık çünkü hem ağır bir sorumluluk yükleniyor hem de bütün bunlarla baş başa bırakılıyor doktorlar ve o yüzden hekimlerin bazı yoğun yorucu ve cerrahi branşlardan uzak durmaya başladığını da gözlemliyoruz ne diyorsunuz bu konuda? Bu gidişat neyi gösteriyor sayın başkanım?

Sağlık Bakanlığı merkezi hekim randevu sisteminde her 5 dakikada bir vatandaşa randevu tanımlamakta ve hekimin 5 dakikalık süre içerisinde bu hastaya nitelikli bir sağlık hizmeti sunması bekleniyor.

Hüseyin Yaviç:Özellikle ülkemizde uygulanan dönüşüm politikaları adı altında ne yazık ki tamamen hastanelerin bir işletme hastaları da bir müşteri olarak gören bir anlayışla işleyen bir sağlık sistemimiz var ve dolayısıyla biz Türk Tabipler Birliği kışkırtılmış sağlık talebinin geldiği noktanın sağlık politikalarının iflası ile sonuçlandığını ifade ediyoruz. Sizin de ifade ettiğiniz gibi 18 aylık kısa bir sürede 8 bin hekimin istifa etmiş olması ve yine geçmiş dönemlere oranla her yıl ciddi anlamda hekim grubunun yurt dışına gitmeyi, mesleğini yurt dışında icra etmeyi tercih etmesi aslında sağlık sistemimiz açısından ciddi bir problem. Sağlık Bakanlığı’nın yeni bir uygulması var. 3-4 gün öncesinde TTB’nin başlattığı bir kampanya var, “Emek bizim söz bizim” şiarı ile sağlık sistemindeki sorunları ele alan bir kampanya ve Sağlık Bakanlığı’nın 5 dakikada bir hasta muayenesi politikası var. Bugün Sağlık Bakanlığı merkezi hekim randevu sisteminde her 5 dakikada bir vatandaşa randevu tanımlamakta ve hekimin 5 dakikalık süre içerisinde bu hastaya nitelikli bir sağlık hizmeti sunması bekleniyor. Oysaki tıbbi olarak bir hastaya en az 20 dakika zaman ayrılması, hastanın öyküsünün tamamen alınması, muayenesinin yapılması ve sonraki süreçtede yapılan tetkiklerin değerlendirilmesi. Bunların 5 dakikada tamamlanması mümkün değil, bunun sonucu niteliksiz sağlık hizmetleri, sağlıkta şiddet olaylarının artması, vatandaş hekimin sık sık karşı karşıya gelmesi, buna benzer sorunlara davetiye çıkarıyor dolayısıyla özellikle mevcut bu sorunların görmezden gelinerek hareket edilmesi bu sorunlara çözüm getirmiyor, bugün sağlıktaki her alanda sadece asistan hekimlerin değil aile hekimlerinin ciddi sorunları var, hastanelerde uzman hekimlerin sıkıntıları var, üniversite hastanelerinde niteliksizleşen eğitim sistemi var, nitelikli eğitim alamayan asistan hekimlerimiz var aynı şekilde ihtiyaç hesaplaması yapılmadan ülkenin her tarafına tıp fakülteleri açılırken niteliksizleşen bir tıp eğitimi gerçeği var. Dolayısıyla bu tablo ülke açısından ne yazık ki çok iç açıcı bir tablo değil.

Yaklaşık 15 bin sağlık çalışanı KHK ile ihraç edildi ve edilmeye devam ediyor. Uyduruk nedenlerle ihraç ediliyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sayın başkanım siz de KHK’lı bir hekimsiniz. Ben de KHK’lı bir hekimim. Yaklaşık 15 bin sağlık çalışanı KHK ile ihraç edildi ve edilmeye devam ediyor. Uyduruk nedenlerle ihraç ediliyor. Türkiye’nin hali ve istikbaline yönelik düşünceleri olan, hakkın, hukukun yerine gelmesini, insan hakları ve barışın tesis edilmesini isteyen insanlar basit gerekçelerle sağlık hizmetinden uzaklaştırıldı. Dr. Rümeysa Berin Şen’in babası da KHK’lı bir kişiymiş ve cezaevindeymiş, böyle bir tablo var karşımızda. Biz pandemi döneminde artacak sağlık ihtiyaçları nedeniyle bu yanlıştan dönülmesi, sağlık çalışanlarının iade edilmesi yönünde isteklerimizi beyan etmiştik ancak bakanlık değil bunu yapmak Korona konusunda bilimsel çalışmaları ile tanınan Dr. Mustafa Ulaşlı’nın bilimsel çalışma yapmasını da KHK ile ihraç edilmiş olmasından dolayı istememişti, men etmişti. Böylesine korkunç bir anlayış var, anlaşılmaz bir alerji var. Bunu nasıl izah ediyorsunuz? Bu kadar nitelikli sağlık çalışanlarının ihraç edildiği bir ortamda pandemiye artı sağlık çalışının azalması bu son gelinen vahim tabloyu oluşturuyor değil mi?

2017 yılında aile hekimi olarak görev yapmaktayken tarafıma hiçbir gerekçe sunulmadan ki yüzbinlerce KHK’lı bu şekilde ihraç edildi ve yaklaşık 5 yıla yakındır, halen Olağanüstü Hal Komisyonu’nun cevap vermesini bekliyoruz.

Hüseyin Yaviç: Evet. Dediğiniz gibi ben de 2017 yılında aile hekimi olarak görev yapmaktayken tarafıma hiçbir gerekçe sunulmadan ki yüzbinlerce KHK’lı bu şekilde ihraç edildi ve yaklaşık 5 yıla yakındır, halen Olağanüstü Hal Komisyonu’nun cevap vermesini bekliyoruz, hangi gerekçe ile ihraç edildiğimizi bilmiyoruz. Gecikmiş adalet adalet değildir, ne yazık ki Türkiye tablosu bu. Pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının yetersiz olduğu dönemde KHK’lı olan sağlık çalışanlarının dosyaları ile ilgili hiçbir ilerleme katedilmedi. Güvenlik soruşturmaları ile mesleğine yeni başlayacak olan insanlar 1 yıla yakın güvenlik soruşturması beklemek durumda kaldı, birçok nitelikli meslektaşımız, tıp eğitimini başarı ile tamamlamış olan meslektaşımız güvenlik soruşturmalarında ne olduğu belirsiz gerekçelerle görevlerine başlatılamadı. Halen yakın zamanda tekrar bakanlıklar bünyesinde oluşturulan komisyonlarla bu ihraçlar devam etmektedir. Biz bu kadar ülkenin nitelikli sağlık personeline ihtiyaç olduğu dönemde bir hekimin yetişmesinin zor olduğu dönemde bu politikaların var olan bu sorunları derinleştireceğini, özellikle genç hekim grubunun bu ülkede halka hizmet etme istediğinden soğuyacağını ve mesleğini Avrupa’da başka ülkelerde icra etme yoluna gideceklerini ki bu pratikte de bunu yaşıyoruz. Bunun sağlık sistemimizdeki olumsuz yansımaları elbetteki olacaktır. Şu an için birçok dediğiniz gibi cerrahi alan ve branşlarda hekim tercihi yapılmıyor, boş kalıyor. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde pediyatri ana bilim dalının asistan hekimin kalmadığı tablo ile karşı karşıya kaldık ki Van sadece Van’a hizmet veren il değil. Çevre iller Ağrı, Hakkâri, Muş, Bitlis’e de sağlık hizmeti veren il, üniversitelerde ciddi anlamda sağlık sisteminden umudunu kesen, bu sorunların çözümünden umudunu kesen bir meslektaş grubumuz var.

Tüm ülke doktor hanıma ağlarken bu konuda bir açıklama yapan bir tabip odası başkanı darp edilerek, vücudunda darp izleri ile gözaltına alınıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok vahim bir tablo var. Gördüğünüz gencecik doktorun arabası ile kamyonun altına girdiği görüntü ki ayrıntısını bilemiyorum ama bir fren yapma olayı bile yok belli ki ayağı gazdayken uyuyakalmış, yorgunluk ve uykusuzluktan çok üzücü bir durum. Ben son olarak özetlemenizi isteyeceğim Başkanım. Van’da, Mardin’de, Urfa’da bölge illerinde inanılmaz bir yasak sürüyor. Basın açıklaması yapma yasağı. Bu yasak vahim cinayet gibi kazada bile devam etti. Gerçekten vicdanları sızlatan bir durum. Tüm ülke doktor hanıma ağlarken bu konuda bir açıklama yapan bir tabip odası başkanı darp edilerek, vücudunda darp izleri ile gözaltına alınıyor. Hem Van hem çevre illerdeki vahim yasağı yorumlar mısınız?

Bu anlamda özellikle Türkiye kamuoyunun bu soruna duyarlı olmasını bekliyoruz, Van halkına yaklaşık 1700 gündür dayatılan sivil toplum kuruluşlarını dört duvar arasına hapseden bu tablo ülkemiz açısından gerçekten utanç verici bir tablodur.

Hüseyin Yaviç: Van’da 1700 güne yakın, Urfa’da, Mardin’de çevre illerde ne yazık ki anti-demokratik bir şekilde uygulanan yasaklar var ama şu vurguyu yapmak gerekiyor; bu yasaklar tek taraflı işletilen özellikle muhalif kesimlere işletilen, yandaş kurumların yapmak istedikleri etkinliklerin her türlü kolaylık sağlandığı, izin verildiği bir koşulları yaşıyoruz. Biz dün bunu yaşadık; bire bir temel insani bir anmaya dahi izin verilmediğini gördük, Van’da bu kadar uzun süredir tek taraflı uygulanan ve hiçbir gerekçesi de olmadan bu şekilde uygulanan yasakları biz Van’da sivil toplum kuruluşları olarak kabul etmemiz mümkün değil, biz buna yönelik mücadelemiz, bu yasakların kalkmasına yönelik çünkü biz Anayasa’nın en temel insanlara tanıdığı hak ifade özgürlüğüdür. Bu hakkın kullanılması yönündeki bu engellerin bir an önce kaldırılması gerekiyor. Bu anlamda özellikle Türkiye kamuoyunun bu soruna duyarlı olmasını bekliyoruz, Van halkına yaklaşık 1700 gündür dayatılan sivil toplum kuruluşlarını dört duvar arasına hapseden bu tablo ülkemiz açısından  gerçekten utanç verici bir tablodur. Bu tablonun bir an önce sonlandırılması gerekiyor. Dün bizlerin yanında olan asistan arkadaşlarımız, meslektaşlarımız şunu bilsinler, aile hekimleri arkadaşlarımız, aile hekimliği yönetmeliği ile baskı altına alınmaya çalışılan meslektaş grubumuzla aynı şekilde hastanelerde ciddi sorunlarla boğuşan meslektaşlarımız var. Biz Van-Hakkâri Tabip Odası olarak zor koşullara rağmen sorunların çözümü için yanlarında yer alacağımızı, bu koşulları her durumda zorlayacağımızı ifade etmek istiyoruz.

Bir ölümü konuştuk, kaza değil aslında bir cinayet olan bir ölümü konuştuk.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ediyoruz sayın başkanım. Bugün maalesef göz göre göre gelen bir ölümü konuştuk, kaza değil aslında bir cinayet olan bir ölümü konuştuk. Gencecik bir asistan doktor yıllarca emek vermiş, doktor olmuş ve sonunda da uzmanlığı kazanmış canla başla çalışırken idarenin büyük hataları sonucunda hayatını kaybetmiş bir doktoru ve bu doktoru anmaya çalışırken darp edilen bir başka doktoru Van- Hakkari Tabip Odası Başkanı Sayın Hüseyin Yaviç ile konuştuk, Sayın Yaviç bize son gelişmelerin anlattı. Sayın Başkanım tekrar biz doktor Rümeysa Berin Şen için Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyoruz, tüm tıp camiasına sabırlar diliyoruz. Gerçekten çok üzüntülüyüz, onun kanlara bulanmış kimlik kartı bizim yüreğimizi dağladı, o görüntüler katlanılacak görüntüler değil. Çok üzücü, çok teşekkür ederim umarım ki bu çalışmalarınız, bizim çalışmalarımız Sağlık Bakanlığı’nın duyarsız tavrını, iktidarın zorba tavrını bitirir ve tıp camiası sağlığa, hukuka uygun bir ortamda çalışır. Sizlere iyi günler diliyorum, programa katıldığınız için teşekkür ediyorum.

Suruç’ta 33 kardeşimiz vefat etmişti, yüz civarında yaralı vardı.

İkinci konuğumuza geçeceğiz. Bizi derinden üzen, toplumu derinden üzen cinayet gibi kazayı konuştuktan sonra bir başka vahim olaya geçmek istiyoruz, bildiğiniz gibi Suruç katliamının davası bitti, mahkeme bitti. Aylardır, yıllardır yakınları adalet aradı mahkeme kapılarında, apaçık göz yumulan bir katliamdı. 33 kardeşimiz vefat etmişti, yüz civarında yaralı vardı. Bir intihar bombacısı insanların üzerine saldırıp kendini patlatmıştı bu insanlar sadece ve sadece çocuklara oyuncak götürmek için bölgeye giden fedakar gençlerdi. Yüzleri pırıl pırıl gencecik insanlardı, kadını, erkeği ile o bölgeye gitmişler, gece boyu yorulmuşlardı ama sırf çocukların yüzü gülsün diye oraya gitmişlerdi ama onları korkunç bir niyet bekliyordu ve maalesef dehşet veren bir patlamada çoğu hayatını kaybetti. Bu mahkemenin sonucunu yorumlarını konuşacağız. Yasemin Boyraz hanımefendi konuğumuz. Suruç mağdurlarının yakınlarından Sayın Yasemin Boyraz hoş geldiniz.

İstihbaratın bu işleri böyle yapacaklar bilginiz olsun, müdahale edin demesine rağmen Alagöz ailesinin buna rağmen bir işlem yapılmadı.

Yasemin Boyraz: Hoş bulduk. Teşekkür ederim ekranlarınızla beraber yüreğinizi bize açıyorsunuz. 6 yıldır adalet mücadelesi sürdürüyoruz ve bu adalet mücadelesinin son duruşması 22’sinde görüldü, 22 Ekim’de görüldü. 22 Ekim’de eşitsiz bir şekilde görüldü. Ben 6 yılı özetlemek istiyorum. Biliyorsunuz ki Kobani bölgesindeki çocuklara oyuncakları ile gitmişti 33 düş yolcusu. Onlardan biri benim annemdi Nazegül Boyraz’ın kızıyım. Umutlarını İŞİD canisi kendini intihar bombacısı orada patlatarak yaptı basın açıklaması düzenlenirken. Öyle ilginç bir durum ki; Türkiye’nin her yerinden gençlerdi bunlar. Batıdan doğusundan her yerinden. Türkiye’nin bağrına 20 Temmuz 2015’te bir ateş düşürdüler ki bunlar biliniyor olmasına rağmen. İstihbarat’ın bu işleri böyle yapacaklar bilginiz olsun, müdahele edin demesine rağmen Alagöz ailesinin buna rağmen bir işlem yapılmadı. Maalesef orada katledilenler izlendi, emniyet müdürlüğü yetkilileri tarafından ve o bölge iki karakolun ortasında bir yer. Orada böyle bir şeyin olması müdahale edilememe gibi bir durum yok.

Annemi ve 33 kişiyi koruyamadı. Vatandaşların güvenliğini sağlamak zorundadır ama maalesef kamu görevlileri kamu görevlerini yerine getiremediler.

Urfa özellikle her yerden istihbaratı çok kuvvetli, güçlü gibi gözüküyor. Annemi ve 33 kişiyi koruyamadı. Vatandaşların güvenliğini sağlamak zorundadır ama maalesef kamu görevlileri kamu görevlerini yerine getiremediler. Bizim davamıza 18 ay gizlilik kararı getirdiler. 18 ay ne yaşandı? Bir katliam daha oldu. Ankara Gar Katliamı. Ankara Gar Katliamı ile Suruç katliamının ne alakası var diye soracaktır? Çok alakası var çünkü Urfa’da kendini patlatan Abdurrahman Alagöz’ün abisiydi. Sadece AKP bu katliamda katliama ilişkin ne yaptı? Yayın yasağı getirdi ve gizlilik kararı aldırdığı için Ankara’da barış güvercinlerini maalesef katlettiler ve biz bunu izledik. İçimiz her katliamda yandı. Gizlilik kararının kaldırılması için biz ailelerin gitmediğimiz kapı bırakmadık, imzalar topladık, TBMM’ye gittik, görüşmeler yaptık, o kadar çok uğraştık ki adaletin bu ülkeye gelmesi için ve adalet mülkün temeliydi ama maalesef bu mümkün olmadı. 22 Ekim’de yapılan mahkemede gerçekten kaldırılmış oldu neden mi? Çünkü biz salonlara alınırken; biz cezaevi kampüsünde davalarımız işliyordu. Cezaevi kampüsünün olmasının nedeni de dava takip edilmesin, engelleme. Biz dedik ki; “Biz davamızın peşindeyiz. Siz onu nerede yaparsanız yapın biz gideceğiz.” Otobüsle gitmek zorunda kalırdık, uçak yoktu, uçak bileti alamayacak bir sürü aileler vardı. Bizim amacımız bu ülkede adalet sağlansın, adaletin gelmesi için her şeyi yaptık. Herkes için adalet diye yola çıktık ve katliam aydınlatıldığı zaman Ankara Gar’da aydınlatılacaktı, Reina katliamı da aydınlatılacaktı, Sultanahmet katliamı da aydınlatılacaktı. Sonrasında 6 yıl sonra annemin kanlı kıyafetlerini elime verdiler, bir torba ile göndermişler PTT kurye ile. O toprağın, o cenazeyi annemi defnederken ki burnuma üfleyip o kokuyu tekrar hatırlamayım diye o kokuyu salonun ortasında buldum. İnanamadım. İnanmak istemedim çünkü içinde bombanın içine konulan bilyeler vardı. Size bu anlamda çok teşekkür ediyorum. Mahkeme salonlarında insanların temel ihtiyacıdır değil mi kantinden su almak ve tuvalete gitmek.

Önceki mahkemede Çağdaş Aydın’ın babası katil diye seslendi.

8-9 saat Türkiye’nin her yerinden geliyorsunuz, 320 km yapıyorsunuz ve tuvaletin bile olmadığı, yemek ihtiyaçlarının giderilmediği, ilaçların bazen yanımıza alınmadığı davalar gördük. Sanığa katil dediğiniz için heyetin bizden özür dilettiği davalar gördük, onları yaşadık ve tekrar tekrar öldük. Önceki mahkemede Çağdaş Aydın’ın babası katil diye seslendi. Davadan bir sanık var, o sanıkta Ankara Katliamından gelmiş, tutuklanmış. 1 sanığa katilsiniz deyince mahkeme heyeti: “Ben onun katil olduğunu ispatlamadım.” dedi. “Katil olmadığını ispatlayamadığım zaman sen ona katil diyemezsin.” diye korudu ve o cezaevin koşulunda rahat bir ortamda, görüntülü görüşme SEGBİS ile sanık sandalyesinde değil daha konforlu bir yerdeydi maalesef. O sanık sandalyeleri 6 yıl boyunca boş kaldı ve 6 yıl boyunca biz oralara gittik, geldik. Adalet gelsin de nasıl gelirse gelsin dedik aileleri olarak. Orada cezaevi koşullarının içerisinde mahkemeye gelmek önemli değildi, jandarmaların, kolluk kuvvetlerinin sürekli içeride bir arama halinde olması,  etten duvar örmeleri heyetin. 22 Ekim’de öyle oldu. Bir avukatın şöyle dediğini anlatıyor arkadaşlar: “Artık şu tabancanın dipçiğini çek kulağıma geliyor.” diye hitap etmiş. Avukatlarımızın konuşturulmadığı, bizim birçok şeyi aktarmakta zorlandığımız, anlatmamıza bile müsaade etmeyen ve bizim en hakkımız değil mi reddi hakim talebi. Diğer hakim gerçekten bu davayı konuşturmuyorsa ben o talebi reddedebilirim. Böyle bir talep var ve yapabilirim. İnanın ben hukukçu değilim ama bu adalet mücadelesinde bu ülkede gerçekten bir hukukçu oldum. O kadar çok alana ittiler ki bu durumu, yaptığımız reddi hakim talebinden dolayı duruşma uzatılması için talepte bulunduğumuzu düşünerek reddi reddediyor heyet. Bu gerçekten bir akıl tutulması olmalı.

Ben adaleti Türkiye’de aramayacağım da nerede arayacağım? Annem bu ülkenin vatandaşı değil mi? Suruç Suriye’nin bir ilçesi mi? Onunla da kalmayıp AİHM’in o kadar saçma bir kararı var ki %50 suçlu görüyor, hükümet, %50 oraya gidenleri suçlu görüyor.

Ben adaleti Türkiye’de aramayacağım da nerede arayacağım? Annem bu ülkenin vatandaşı değil mi? Suruç Suriye’nin bir ilçesi mi? Onunla da kalmayıp AİHM’in o kadar saçma bir kararı var ki %50 suçlu görüyor, hükümet, %50 oraya gidenleri suçlu görüyor. Benden izin almadan gitmiştir. Sen gitmeden 7-8 defa arıyorsun insanları. Orada kaymakamlıkla görüşmeler sağlanıyor, gitmeleri ,gelmeleri konusunda bir sürü gelişmeler oluyor. O zaman devletin bilgisi var da bunun mu bilgisi yok. Bilginiz vardı da Abdullah Ömer Aslan’ı neden serbest bıraktınız? Abdullah Ömer Aslan denen şahıs kimdir? Amara Kültür Merkezi’nde bomba patladıktan sonra yakalanıyor, oradaki halk yakalıyor ve yakalandığı zaman da bu Halfeti’ye bağlı Gülkuyu köyünde imam. Düşünsenize imam belirleniyor. Suruç’a çok yakın bir yerde yaşıyor olmasına rağmen oralarda denk geldi. Çantasının içine bakıldığı zaman El-Nusra bayrağı ve dergiler çıkıyor. Nedense 6 yıldır oranın kamera kayıtları eksik, kamera kayıtları eklensin dedik. Avukatlarımızın hiçbir talebi kabul görmedi, komik durumlardan dolayı inanılmaz bir süreç yaşadık, anlatsak inanın İstanbul’dan Ankara’ya mücadelemiz bir yol olur. Bunu anlatabilecek kelimeleri de bulamıyoruz. Onun dışında da birkaç tane daha bilgi vermek istiyorum. Mahkemede yaralılar suç duyurusunda bulunuyor, suç duyurusunda bulunmanın nedeni nedir? Bizler hakaret ve heyeti tehdit etmişiz. İçi adaletten yana atanlar, orada heyeti ve hakareti ve onlara neden bulmuşuz. Biz sanığı o boş sandalyelere oturtturmazken kendinizde bir adalet terazisi oturuyor ama bizde oturmuyor öyle mi? Biz orada katile katil demeye de devam edeceğiz, o mahkemeler 333 yıl sürse de adalet arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğiz gösteriyor ki Suruç’a bomba taşıyan ile Sultanahmet’e bomba taşıyan aynı kişi. Bu kişinin de söylemi var. “Ben bombayı Suruç’a taşıdım.” Diyor. Suruç’a taşıyan kişinin adı Abdulayar diye biri. “Ben taşıdım, ben yaptım.” Diyor. Davaya eklensin diyoruz, eklenmediği gibi o dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu bütün barolara giderek şunu söyledi: “Ben 1 Haziran 2015 1 Kasım aralığını anlatırsam kimsenin kimseye bakacak yüzü olmaz.” Dediği gibi de gelsin mahkeme heyetine bunu açıklasın! Bu siyasi bir argüman olarak kullanılmasın gerçekten adaleti istiyorsa gelsin açıklasın, o dönemin Başbakanı kolay değil. Kendisinden randevu talep ettim ama bir dönüş olmadı. Kendisi ile bu konuyu daha detaylı konuşmak istiyoruz bu konuyu. İster perde arkasında olsun bu konunun aydınlanması gerektiğini düşünüyorum, o dönemin tüm siyasi hükümette görev alan bütün insanlar adaleti getirmek zorundadır, adaleti getirmediği zaman o tarihin o kirli sayfalarında yer alacaklardır.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Saklı olan açıklanmalıdır değil mi? Madem böyle bir laf ediliyor bu açıklanmalı.

6 yıl içinde inanılmaz derecede adaletsizliğe göğüs germek zorunda kaldık. Bizim tek amacımız dayanışma, bu dayanışmayı gösteren bütün kurumlara sizin aracılığınızla da bir kez daha teşekkür etmiş olayım.

Yasemin Boyraz: Neden böyle bir şey söyledi? Nedir bu durum? Eğer kendisi gelmiyorsa mahkeme heyeti tarafından böyle bir ibare varsa getirilmesi gerekmez mi? Biz bunu talep ediyoruz heyete, heyet bu talebimizi reddediyor bunu reddettiği gibi reddimizi de reddediyor. 6 yıl içinde inanılmaz derecede adaletsizliğe göğüs germek zorunda kaldık. Bizim tek amacımız dayanışma, bu dayanışmayı gösteren bütün kurumlara sizin aracılığınızla da bir kez daha teşekkür etmiş olayım ama bu böyle olmayacak. Onlar kapandı dese bile kapanmayacak bu dava çünkü bu davayı biliyoruz ki; her şeyin başlangıcı. Burada yargılamalar ve sorgulamalar bittiğinde adalet gerçekten bu ülkeye gelecek.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önemli bir göz yumma olduğu apaçık ortada. İki karakolun ortasın bir bölge. Siz mahkemede bir kişinin ceza almasını yetersiz olarak buluyorsunuz. Olması gereken neydi? Adalet nasıl tecelli etmeliydi?

Kamera kayıtlarını ekletmiyorlar. Bunda benim iyi niyet göstermem anlamsız ve yersizdir.

Yasemin Boyraz: Öncelikle olay yerini incelemeye başlarsınız herhangi bir hırsızlıkta. Önce köyün en ücra köşesindeki bakkalda bile bir kamera vardır değil mi? Kamera kaydı vardır. Bu adam elini kolunu sallayarak Suruç’un içerisinde günlerce geziyor, katliamı planlayacak şekilde bir kamera kaydı yok. Kamera kayıtlarını ekleyin diyoruz, 5 saatlik eksik bir kamera kaydı var, bütün delilleri ile bizim avukatlarımız sunuyor, bu kamera kayıtlarını ekletmiyorlar. Bunda benim iyi niyet göstermem anlamsız ve yersizdir. Kişi görevini yapmıyor.

Olay günü biri yakalanıyor çantasında El- Nusra bayrağı var ve belge, döküman var onun için takipsizlik kararı verip bırakıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok açık bir şekilde kamera kayıtları gizlenmiştir, bunlardan bir netlik oluşurdu, Ahmet Özarslan olayı da öyle. Korumaya devam etmiştir, soruşturma aşamasında etkin bir işlem yapılmamış ve bu kişi hakkında takipsizlik kararı verilmiş. Olay günü biri yakalanıyor çantasında El- Nusra bayrağı var ve belge, döküman var onun için takipsizlik kararı verip bırakıyor. Ben hukukçu değilim ben sadece içi yanan bir aileyim ve sadece bu ülkede adalet arıyorum, 33 insan için. Bu adaletsizliğe uğramış bütün insanlar için, bu dava çok emsal bir dava olacak. Bütün hukukçuları bizim yanımızda olmaya davet ediyorum, davayla ilgilenen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kamera görüntüleri 3.5 yıl sonra eklendi eklenen görüntüler, kamera görüntüleri var ama yetersiz, tamamı yok. 5 saatlik kısmı yok, bir de dava açıldıktan 3.5 yıl sonra eklendi kamera kayıtları.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz bütün bu delilleri gizleyen, karartan bir anlayışa karşı yargısal bir yol düşünüyor musunuz? Birilerini yargılama var ama belli ki olayın üstünü kapatmaya, sümenaltı etmeye çalışan bir anlayışın da büyük bir suçu var burada. Bu tür yargı mensuplarına yönelik bir girişiminiz olacak mı?

Devlet 33 kişiyi koruyamamıştır. Bu ülkede adalet aramayacağım nerede arayacağım?

Yasemin Boyraz: Olacak. İlerleyen zamanda olacak. Bir planlama düşünülüyor, zaten biz oradaki kamuda görev alan insanlarla ilgili de bir dava açmıştık. Açtığımız davada oranın Emniyet Müdürü 7.5 TL kadar ceza yaptırımı oldu, sonrasında 6 yıl kadar geri dönüş ödemeyle kapatıldı. Bu acımızı dindirmiyor. Orada bu devlet 33 kişiyi koruyamamıştır. Bu ülkede adalet aramayacağım nerede arayacağım? Bu taleplerimi her koşulda iç hukuk bittikten sonra dünya hukuku ile bunu boyutlandırmak istiyorum. Adalet arıyorum, benim geleceğim çalındı çünkü benim hayallerim yok oldu o yüzden hep şunu söylüyorum; ben 31 yaşındaki Yasemin’im çünkü 31 yaşında öldü annem. Bütün aileler de böyle. Bizden sonraki gelen nesiller bu adaleti sağlaması için mutlaka bu ülkeye adalet getirilmeli, adalet getirilmediği zaman bizim boynumuzun borcu olsun, adaletin geliyor olması lazım mutlaka.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederiz, acınız çok büyük bunu çok yakinen anlıyorum. 6 yıldır büyük acı var, korkunç bir katliam mağdurusunuz, yakınlarınız korkunç bir şekilde hayatını kaybetti. 6 yıldır bu acıyı yaşıyorsunuz. Kelimelerle anlatılmaz yaşadıklarınız, bunu çok iyi anlıyorum.

Bizim acımız da öfkemiz de her şeyimiz o acıdaki haliyle. Anlatılabilecek bir durum değil.

Yasemin Boyraz: Acılar anlatılmıyor, siz de çok insanlarla görüşüyorsunuz. Eğer bu yaptığınız çalışmalarda bizleri dinleyen sizler bir kitaplaştırma haline getirebilirseniz ileride çocuklar mutlaka okurlar, geleceğimiz neler yapılmış, adalet böyle gelmiş diye heyecanlansınlar isterim. Ocağın üstünde bir çaydanlık ve çaydanlığın kulpu metal, çaktırmadan o çayı koymaya devam edersin. Bizim acımız da öfkemiz de her şeyimiz o acıdaki haliyle. Anlatılabilecek bir durum değil. Kelimelere dökülmüyor.

Acılarını unutmayacağız, acıları ve anıları üzerinde saygıyla eğiliyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Başınız sağ olsun diyoruz. Allah rahmet eylesin. Onlar çok güzel bir niyetle yola çıkmıştı, çok erdemli, faziletli bir niyetle yola çıkmışlardı. Pırıl pırıl gençler ve insanlardı ve maalesef bir nefretin, bir şiddetin kurbanı oldular. Acılarını unutmayacağız, acıları ve anıları üzerinde saygıyla eğiliyoruz. Çok teşekkür ederiz. Biz konuyu gündem etmeye, takip etmeye devam edeceğiz. Sizleri takip edeceğiz. Bize ulaştırmak istediğiniz hususları ulaştırın. TBMM’de bunları gündem etmeye devam edeceğiz, konuyu takip edeceğiz bakanlıklar nezdinde ve yargısal boyutta. Sizin yapacağınız yargısal girişimlerde yanınızda ve destekçiniz olacağız. Programımıza katıldığınız için teşekkür ederiz.

Yasemin Boyraz:Biz de çok teşekkür ederiz, iyi ki varsınız, iyi ki umudu beraber örgütlüyoruz, bu da bizim geleceği bir mirasımız olur belki.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkürler. Sizi çok iyi anlıyorum ama biz yanınızda olmaya devam edeceğiz her zaman için en ufak bir sıkıntıda ve yapılması gereken de bizleri arayın.

Yargıdan hesap sormaya devam edecekler, adalet bulamadılar, adalet arayışlarında yanlarında olacağız.

Değerli izleyenler gerçekten iki büyük acıyı bugün gündem ettik. Dr. Rümeysa Berin Şen’in vahim kaza sonrası hayatını kaybetmesi bizim için büyük bir acı ve 6 yıllık bir başka acı Suruç ailelerinin yaladığı acıyı bugün ikisini de gündem etmeye çalıştık. Bir taraftan asistan hekimler, aile hekimlerin, uzman hekimlerin yaşadığı büyük sıkıntılar, yoğun çalışma ortamları ve bunun sonucunda gelen cinayet gibi kazalar, ölümler diğer taraftan da Suruç ailelerinin adaleti bulamaması ve adalet arayışlarını gündem ettik. Yargıdan hesap sormaya devam edecekler, adalet bulamadılar, adalet arayışlarında yanlarında olacağız.

Bugün programımız burada bitiyor, haftaya Salı günü sizlerle birlikte olana kadar hepinize hayırlı akşamlar diliyorum hoşçakalın.